Sanki baş başayız bu soruyla. 8’e 8 dizilmiş, yarısı açık yarısı koyu renkli toplam 64 kareden oluşan bir tahtanın iki tarafında oturmuşuz. Bu tarafta ülkenin yıllardır çoğunluğunu oluşturan ve her geçen gün büyümüş toplumsal muhalefeti duruyor. Öte tarafta mevcut rejim. Soruyoruz kendimize: bir hamle daha mı yapmalı, oyunu terk mi etmeli?
Buna bir yanıt aramak için gelin önce bize bu suali sorduran ne, buraya nasıl geldik onu belirleyelim.
Beyaz: Kırat e7’ye, şah!
Zannımca toplumsal muhalefet olarak sayımda çoğunluğa geçmemiz “belası” 31 Mart 2019 yerel seçimlerinden çok uzak olmayan bir vakte dayanıyor. Bela diyorum, zira Hz. Ali’ye atfedilegelen o sözdeki gibi, biz “zalimin” sonunu getirmeye yaklaştıkça, uğradığımız zulüm de katbekat arttı.
İki buçuk yıl evvel, Türkiye’nin yerel yönetimlerinde iktidarın el değiştirmesiyle ise bu zulüm arşa vardı. 81 ilin 48’i, bunun içinde 30 büyükşehrin 18’i, yani ülke nüfusu ve ekonomisinin ekseriyetini temsil eden bu geniş kitle, mevcut rejimden yana tavır olmadığını açık bir şekilde ifade etti ve hamlesini yaptı: Kırat e7’ye, şah!
Şah çekilmişti. Hamle sırası Erdoğan’daydı. Oyunda kalacaksa önce şah tehdidini ortadan kaldırması gerekiyordu. Siyah şahı saldırı hattından uzaklaştırmayı tercih etti. Kendi tabiriyle “siyasette yumuşama”, yerel seçimlerden muzaffer çıkan CHP Genel Başkanı Özel’in ifadesiyle “normalleşme” dönemi böylece başladı. 3 Mayıs 2024’te AK Parti Genel Merkezi’nde yapılan zirvede Özel’in gündeminde ekonomik sorunlar, emekliler, Gezi tutukluları, Can Atalay, AYM ve AİHM kararlarının uygulanmaması, kayyum meselesi, belediyelerin borç yükünü de içeren çok sayıda konu başlığı vardı. Erdoğan’ın gündemi tekti: yeni anayasa.
Erdoğan siyasi ömrünü uzatmaya yarayacak bir proje çalışırken, CHP’yi bu projeye ortak edebilir miyim diye yokluyordu. Ne var ki günün sonunda CHP buna yanaşmadı. Ehveni şer. Erdoğan yine de biraz zaman kazanmış, mağlubiyet havasını bi’ nebze de olsa dağıtmış, sokaktaki ateşli değişim heyecanını sönümlendirmişti.
Siyah: Vezir h5’e, Fil c4’e, Kale e1’e
CHP, rejimin makbul ortağı rolünü reddedince, geriye düşman rolü kaldı. Kurumsal muhalefet topyekun tasfiye edilmeliydi. Rejim bir yıldırım saldırısı başlattı. Bir kez daha gördük ki muharebe, meydanda da olsa siyaset arenasında da yöntemler ve hedefler değişmiyor. Tıpkı II. Dünya Savaşı’nda Almanların uyguladığı blitzkrieg doktrini gibi rejimin amacı hızlı ve ani saldırılarla, düşmanın düzenli bir savunma kurmasını engelleyip sonra da hızlı bir şekilde onu yok etmekti.
Esasen 17 Ocak 2025’te Beşiktaş Belediye Başkanı’nın tutuklanması ile ayyuka çıkan saldırı bugün dahi sürüyor. Düşen kalelere en son Üsküdar ve Adalar eklendi. Yüzlerce belediye bürokratı ve siyasetçi özgürlükten mahrum bir şekilde “yargılanıyor”. Gizli tanık iftiralarına dayanarak sanıklar haklarında mahkumiyet hükümleri kuruluyor. Belediye meclis üyelerini rejim safhalarına çekmek için “tehdit, transfer, tutuklama” tarifesi uygulanıyor.
Beyaz Baskıyı Karşılıyor: Fil g2’ye
Peki bu yıldırım saldırısı tüm hedeflerine ulaşıyor mu? Kuşkusuz ki hayır.
Bu süreçte toplumsal muhalefetin etkisiz hale getirdiği iki önemli hamle oldu. Bunlardan biri İBB’ye yönelikti. Ekrem İmamoğlu haksızca tutuklandıysa da İBB teslim alınamadı. Bu sonuç, Saraçhane’de günlerce eylem yapan yüz binler ve 23 Mart 2025 günü CHP ön seçiminde İmamoğlu’na oy vermeye giden memleket sathındaki milyonlarca yurttaş sayesinde gerçekleşti.
Yarım kalan bir diğer hamle de kurumsal muhalefetin tasfiyesiydi. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nde başkanlık ve üyelik makamlarını işgal eden üç kişi, buna yetkileri olmadığı halde, CHP’nin 38. Olağan Kurultay'ı için mahkemenin “mutlak butlan” yaptırımını uyguladığını açıkladı. Özel yönetiminin parti içi mücadelesi sonuç vermeyince seçilmiş genel başkan ve beraberindeki vekiller Yeni Parti’yi kurdu. Türkiye’de ana muhalefet partisi bir günde değişti. Rejimin, muhalefet liderliği koltuğuna oturttuğu Kemal Kılıçdaroğlu bir kez daha kaybetti. Elinde sadece CHP kayyımlığı titri kaldı.
Bunun yanı sıra rejim rıza üretmek sınavında başarısız oldu ve olmayı da sürdürüyor. İktidar ne kendi tabanının tamamını “bu operasyonların siyasi değil hukuki olduğu” tezine ikna edebildi, ne de seçmen genelindeki oyunu artırabildi. Böylelikle Erdoğan’ın iki boyutlu kapanış stratejisi belli oldu: seçmeni alternatifsiz bırakmak ve toplumun direncini kırmak.
Siyah, Karşı Hücumu Yarmaya Oynuyor: Fil E6’ya
Esasen İmamoğlu bu hamlenin geleceğini cumhurbaşkanı adaylığı kampanyasını yürütürken, 8 Mart 2025 günü İzmir’deki programında ilan etmişti:
“Açıkça, mertçe söyleyin kardeşim ne istiyorsunuz? Ben de biliyorum millet de biliyor ne istediğinizi (…) Ekrem İmamoğlu olmadan seçime girmek istiyorsunuz.”
Rejimin işi bugün dahi zor. Gündemar’ın Ağustos 2026 anket sonuçlarına göre AKP’nin desteği %28, MHP’nin desteği ise %5,7 seviyesinde. Aynı şirketin Temmuz 2026 cumhurbaşkanlığı seçimi anketi çıktılarına göre ise Erdoğan (kararsızlar dağıtılmamışken) İmamoğlu’nun 12 puan, Özel’in 14 puan, Yavaş’ın ise 17 puan gerisinde. Saray, buradan yeniden iktidar çıkarmak istiyor. Bu durumda yapılması gereken ise yol temizliği gibi görünüyor. Mümkünse adayları bir bir oyun dışına çıkarmak. Belediye meclisi üyelerine yapılan “tehdit, transfer, tutuklama” tarifesini onlara da aynen uygulamak. Özel hakkındaki fezlekeler ile Yavaş’ın 9 Eylül’de Erdoğan’la görüşmesi ve 23 Eylül’de CHP’den istifa edip “bağımsız” kalacağını açıklaması birçoklarında bu endişeleri doğruyor: “Özel’i de içeri atacaklar“, “Yavaş aday olmayacak“.
Ey Turnuva İdarecileri, Kuralları Değiştirelim!
İktidar için bu yeter mi? Yetmez. Erdoğan, bildik taktiklerinden birini tekrar devreye sokmak istiyor. Hatta buna mecbur. Oyun oynanırken, oyunun kurallarını değiştirmek. 2028’de tekrar cumhurbaşkanı adayı olmak için ya meclisten “seçimlerin yenilenmesi” kararı çıkartmalı ya da anayasayı (halka gitmek gerekmeden) değiştirmeli. İlk senaryo için AKP/MHP sıralarında oturmayan 34 vekilin oyu gerek. İkinci senaryo için ise bu sayı, 74.
Zaten bu yüzden de “Çerçeve Yasa” denen ihanet planı devreye sokuldu. İktidar, bölücü terör örgütünün liderine özgürlük, makam ve meşruiyet vermeye hazır. Karşılığında DEM Parti’nin rejime siyasi desteği isteniyor.
Rejim için ideal senaryo anayasayı değiştirerek, cumhurbaşkanı için “2 + 1” dönem kısıtını kaldırmak ve cumhurbaşkanlığı seçimini tek turlu ve en yüksek oyu alanın kazandığı bir düzene sokmak olur. Öte yandan, bunu başarmak için AKP/MHP/DEM Parti’nin firesiz ittifakı bile kafi gelmiyor. 18 vekil daha lazım. Bu, birkaç ay öncesine dek ulaşılması çok güç bir sonuç gibi görünüyordu. Fakat 11 Ağustos oylamasında Çerçeve Yasa’nın 468 oyla ve bu arada Özel ve Yeni Parti yöneticilerinin de destekleri ile kabulü acaba mı dedirtti. Erdoğan, kendi partisinin oyunu artıramazken, Yeni Parti’ye bu sayede 11 puanlık bir kayıp vererek birinci parti konumunu kıl payı yeniden elde etmiş görünüyor (Gündemar, Ağustos 2026). Muhaliflerini “devlet projesi” olarak etiketlediği bu sürece ortak edebilmesi ise tek başına büyük bir başarı.
En Kritik Hat: Toplumsal Direncin Kırılması
Ne var ki, bana sorarsanız muharebenin yaşandığı en önemli alan bunların hiçbiri değil. En çetin ve sonuç doğuracak savaş her birimizin aklında, gönlünde, sabrında veriliyor. Hani tutuklu komedyen Deniz Göktaş demişti ya “neşemizi de çalamazlar” diye, amaç tam da o işte. Bizim eski neşemiz kaçalı epey bir oldu da umut etmekte inat etmeyi şu ana dek başarabildik. Belediyelere yönelik çökme operasyonları ve akla durgunluk veren tutuklamalar ile rejimin kırmak istediği direnç de bundan ibarettir. İsteniyor ki, toplumsal muhalefet şöyle düşünsün: “Biz ne yapsak yapalım onlar iktidarda kalır”, “bir yolunu bulup çökerler”, “onu da içeri atarlar”.
Ekonomi Bakanı Mehmet Şimşek’in selefi Nebati Bakan nasihat etmişti, ekonomi biraz da gözlerdeki ışıltıdır diye. Çok da haksız değildi sanki. Gerçekten de söz gelimi Şimşek yönetiminin Orta Vadeli Planı’nın istenilen sonuçları doğuracağına dair güven duyulması, yani piyasa jargonuyla bunun “satın alınması”, o planın başarıya ulaşmasında son derece kritiktir.
Aynısı siyaset için de geçerli. Rejim için toplumun kesif bir pesimizm içinde olması büyük bir kazanımdır. Zira öyle oldu mu Yavaş’ın istifa açıklamasını görünce “işte, siyasetten çekiliyor” diye düşünürüz. Anketlerde Yavaş’a oy vereceğim diyen seçmenlerin sayısı düşer ve belki kendini gerçekleştiren bir kehanet gibi Yavaş’ın adaylığı zora girer.
Ümidimiz tükendi mi merak edip de bağımsız gazetecilerin YouTube yayınlarını izlemeyiz. Videolarını beğenmez, onlara yorum yapmaz, kanallarına abone olmayız. Sonuçta finansmanları kesilir.
Ya da kurumsal muhalefete küstük mü Yeni Parti’ye üye olmayız. Üç beş kuruş artırıp da bağış yapmayız. Neticede parti, mecliste ana muhalefet olarak kalır ama iktidar için gerekli teşkilat kurulamaz.
Nihayet inat etmeye mecalimiz kalmadı mı, o gelecek mi gelmeyecek mi diye tepindiğimiz sandık elbet ki geldiğinde, zahmet edip oy vermeye gitmeyiz. Tatilimizi bölmeyiz. Zaten her zaman olduğu gibi Erdoğan kazanacaktır. Ve nitekim kazanır.
Vesselam, rejimin en zorlu rakibi toplumsal muhalefettir. Toplumun, mevcut rejimin demokratik yollar içerisinde değişebileceğine yönelik inancındaki inadı kırılırsa, en büyük eşik aşılmış olur.
Beyaz: Piyon, e8’e. Kırata Terfi
Bugünkü sorunumuz egemenlik ile ilgilidir. Yerel yönetimlerde sandıktan çıkan iktidar, sivil darbeyle indirilmektedir. Tüm bunlar, yine Hz. Ali’nin dediği gibi, zalimin sonu geldiği için başımıza gelmektedir. Bize gerekense sabır ve mücadeledir. Tabi, 2023 seçimleri öncesinde olduğu gibi kazanacağımıza dair katıksız ve sorgulamaya kapalı bir inanç değil. Hak ettiğimiz yönetimi bilip, onu kurumsal muhalefet içinden çıkartmak kararlılığı gerektir. Bölücü terör örgütüne meşruiyet verilmesine her ne sebeple olsun destek verecek bir iktidara rızamız olmadığını herkes bilmelidir. En büyük iktidar alternatifi Yeni Parti de ya bunu görüp siyasetini buna göre şekillendirecektir ya da bir başka şekillendirecek (Y)avaş da olsa çıkacaktır.
***
Satrançta piyon, tahtanın karşı tarafındaki son sıraya ulaştığında artık piyon olarak kalmaz; vezir, kale, fil veya ata terfi eder. Bu durumda çoğu zaman vezir seçilir. Zira kale ya da ata dönüşmek gereksizdir. Vezir zaten onların işlevini görür. Ama at başkadır. Vezir, at gibi hareket edemez. O yüzden nadiren de olsa, at seçilir.
Bize şimdi tek gereken de piyonu e8’e kadar ilerletmektir. O zaman beyaz takım olarak piyonu ata, daha doğrusu kırata terfi ettirebiliriz. Malum, Türk demokrasisinde kırat tökezler, düşer. Ama mutlaka ayağa kalkar ve dört nala koşmaya devam eder…







